En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan, ne de filan millettir; bilakis bu, âdeta dünya çapında bir Yahudi saltanatı halinde bütün dünyaya hâkim olan kapitalizm âfeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hakimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1336 (1920), No: 48, s.1
Bilgi
Okuyacağınız bu rapor yeni bulgular ışığında belirli aralıklarla güncellenmektedir. Çıkan yeni sürümlerin fiziksel baskısı olmadığı için baskı yerine sürüm adı tercih edilmiştir. İlk sürümün tarihi 16 Ağustos 2025, ikinci sürümün tarihi 5 Kasım 2025 olup, okuduğunuz bu üçüncü sürümün tarihi ise 18 Mayıs 2026'dır. Devamlı güncellenecek olan bu dosya için katkıda bulunmak isteyen vatandaşlar, cbh.org.tr/iletisim sayfasından bize müracaat edebilirler.
1. Bölüm
Giriş
Bize göre bir gerçeğin söylenme zamanı yarın ya da belirli bir gün değil, bugündür. Bazı gerçekleri ortaya koymak birilerinin işine geliyor olabilir. Ancak hakkaniyetin işine gelmediği kesindir. Var olduğumuz ilk günden itibaren hakkaniyetli olmayı şiar edinmiş bir oluşum olarak sadece belli bir oluşumun sorunlarını ifade etmek hakkaniyetli olmayacaktır. Bizlerin “bazı partilere muhalefet eden bir oluşum” kalıbına sığması mümkün değildir. Birçok partiyi eleştirsek de asıl maksadımız zihniyetleri eleştirmek ve değiştirmektir. Nitekim eleştirdiğimiz partiler bu zihniyetlerin sebebi değil, sonucudur. Türk gençliği hiçbir siyasi partiye, hiçbir şahsa muhtaç değildir. Başbuğ Atatürk’ün bizlere verdiği emirleri münferit olarak yerine getirmeyip birilerinin peşinden kurtarıcı diye koşmak acziyettir. Sözde milliyetçi oluşumları eleştirdiğimiz için bizlere sitem edenler milliyetçilikle alakalı bugüne kadar yaptıkları icraatlarının yetersizliğini fark etmeli ve artık bu ölüm uykusundan uyanmalıdır. Hatalarını görmezden geldiğiniz, gizlemeye çalıştığınız kurum ve şahısların zerre kadar umurunda olmadığınızı, vatanî görevlerden münferit olarak sorumlu olduğunuzu her an hatırlamalı ve buna göre adım atmalısınız.
SON KALE
Her Türk bir kaledir. Son Türk imha olmadıkça Son Kale ortaya çıkmış olmaz. Hiçbir kale “son kale” değildir.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. İstiklal Marşı
Ön plana çıkıp özveriyle samimiyetle çalışmaksızın bir yerleri son kale diye tanımlamak tembelliğin itirafı niteliğinde değil midir? Sizin hiç inşa etmediğiniz kaleler yıkıldı mı ki son kale ortaya çıktı?
MHP BAĞLANTILARI
Zafer Partisi henüz 2024'e kadar MHP’yi övmeye devam ediyordu. Örneğin aşağıdaki bağlantıdaki videoyu incelerseniz bir örneğini görebilirsiniz. Azmi Karamahmutoğlu, MHP’nin halen milliyetçi çizgide olup olmadığını soran kişiye “Şüphesiz.” diye cevap veriyor. MHP, Öcalan canisini idamdan kurtardığı günden beri, hatta daha da eskiden beri milliyetçi değildir. “Şüphesiz” demek çok büyük bir rezalettir ve bir dışa vurumdur. Ayrıca unutmamak lazım, Azmi Karamahmutoğlu bu söylemde bulunurken MHP henüz yeni ihanet sürecinin başlangıcını yapmamıştı. Ancak tam 8 yıldır “milliyetçiliği ayaklar altına aldık” diyen AKP’nin müttefikiydi. Dolayısıyla orada net bir şekilde, “Hayır değildir, milliyetçiliği ayaklar altına alanların müttefikidir” gibi bir cevap vermeliydi. İşte, bizler bu cevabı verenleriz.
Zafer Partisi Sözcüsü ve aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısı olan Azmi Karamahmutoğlu'nun konuşması
PARTİ KADROSUNDAKİ AĞIR PROBLEMLER
Zafer Partisi’nin tabanı her ne kadar milliyetçi ve samimi insanlardan oluşsa da yönetim kadrosu genellikle şaibeli ve liyakatsiz gruplardan oluşturulmuş durumda. Bunun birçok örneğini vermek mümkün.
Bu kişi şunu demiştiKaynak: YouTube Shorts"Yeni Gökbörü Ümit Özdağ"
Bu kişi hakkında notKaynak: Haber Vitrini arşiviZafer Partisi Eskişehir İl Başkanı, istifa edip AKP’ye katıldı.
Bir il başkanı nasıl olur da AKP’ye geçebilir? Kurucular Kurulu üyeleri ve beraberindeki üç yüz kişi nasıl bir anda AKP’ye geçebilir? Bunlar kabul edilemez yönetim zafiyetleridir, liyakatsizliğin tescilidir. Tabandaki gençler kadar samimi olmayan insanlar tabandaki gençleri yönetemez.
Lütfü Şehsuvaroğlu, konuşmalarında Türk-İslam sentezini savunuyor. Hatta öyle ki zaman zaman daha da zorlayıp direkt olarak siyasal İslamcılık yapıyor. Elbette birisi Türk-İslam sentezcisi olabilir, bu onun kendi kararıdır ancak bu şahıs, “Cumhuriyeti koruyacak Son Kale’nin” kurucu üyelerinden birisi ve aynı zamanda genel başkan yardımcısı olabiliyorsa burada mutlaka bir sorun vardır. Madem Türk-İslamcı o halde alakalı bir partiye gitsin, ama Zafer Partisi’nin kurucu üyesi. Aynı zamanda Genel Başkan Yardımcılığı makamına da gelmiş, yani bunu okuyan samimi bir milliyetçi gençten daha fazla söz sahibi olmuş.
“Türklük bir kavim değildir, Türklük eşittir İslam'dır, Yörük dediğin Türk mü?"
Yörüklerin Türk olup olmadığını tartışmak gibi bir gaflete düşüyor ve aynı zamanda Türklüğü İslamiyet ile bir tutarak başka affedilemez bir hata yapıyor. Cumhuriyetimize, devrimlere ve Atatürk’e muhalif olan Necip Fazıl Kısakürek’in söylemlerini aktarırken ona “Üstad” olarak hitap etmekte.
İBDA-C terör örgütünü kuran terörist Salih Mirzabeyoğlu’nun serbest bırakılması için video çekti. "Yakından tanıdığım Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük İstiyorum."
Başka bir örnek olması açısından da İsmail Türk’ü gösterebiliriz. İsmail Türk (e) Genel Başkan Yardımcısı’nın da ortaya çıkan ses kaydında kendisinin “En iyi Kürt, ölü Kürt.” dediğini biliyoruz. Ki bu olayı kendisi de reddetmedi aksine bir özür mesajı yayınladı. Daha sonra da istifa etti, ancak partiden uzaklaştırılmadı. Bizler Atatürk çizgisinde aidiyet esaslı bir milliyetçiliğin dışındaki tüm milliyetçiliklerin, ırkçılıkların bu coğrafyada bir intihar olduğunu savunduk ve savunmaya devam edeceğiz.
Yine aynı İsmail Türk 2011 senesinde Fethullah Gülen için, “Hiç kimse benden ‘Fettoş’ kelimesini duyamayacak, hiç kimse beni bu tip bir müptezelliğin içinde beni göremeyecek.” diyordu.
İsmail Türk aynı zamanda Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini de savunuyor. Bu savunmasını da AİHM’in bu yönde karar verdiğini söylerek yapıyor. Demirtaş gibi bir terör destekçisinin serbest bırakılmasını öyle ya da böyle savunmak akla mantığa uymaz.
Kadrodaki Sorunlar Devam Ediyor:
Dilek Karafazlı, 1 Kasım 2025 tarihinde Genel Başkan Danışmanı olarak atandı. Peki kendisinin bir HDP/DEM sempatizanı olduğunu söylesek? Biz değil. Kendi eski paylaşımları söylesin.
Bu şahıs Mayıs 2026 tarihi itibari ile hâlâ aynı makamı işgal etmektedir. Tabandan rastgele bir Türk genci yönetimin elli misli samimidir.
1 Kasım 2025 tarihindeki bu rezil atama durumundan sonra bazı şehit yakınları da partiden istifa ettiklerini sosyal medyadan duyurmuşlardı. Milliyetçi bir partinin danışmanı nasıl HDP/DEM sempatizanı olabilir?
Dilek Karafazlı’nın kabul edilemez bu paylaşımlarına dair kendisinden bir açıklama gelmedi. @dilekkarafazli hesabı bugün kapatılmış durumda. O hesabının kendisine ait olduğunu yalanlamadı. Ancak kendi hesabındaki Demirtaş paylaşımları halen durmakta.
Ayrıca nasıl oldu da Zafer Partisi’ne üyeliği başladığı gün danışman ilan edildi? Bu durum parti tabanındaki samimi Atatürkçü tüm gençliğe atılmış bir kazık değil de nedir? İlk günden itibaren menfaat beklentisi olmadan hizmet eden gençlere her gün bu gibi kazıklar atılmaktadır. Görmezden gelmeye çalışmak yerine tepki koymak daha hakkaniyetli değil mi?
Örnekler daha da arttırılabilir. Ancak şu an bile kendi içerisinde savunmalar yapanlar düşünmeli. Bu şahıslar kadar partide söz hakkınız oldu mu? Olmadığı aşikâr, Atatürk çizgisinde milliyetçilik yaptığını iddia eden partinin yönetim kadrolarında halihazırda bu ideolojiye uymayan insanlarla dolu. Ayrıca nasıl oluyor da “En iyi Kürt ölü Kürt” söyleminde bulunabilen birisi o makama gelebiliyor? Nasıl oluyor da Demirtaş’a özgürlük isteyenlere, IBDA-C örgütüne, Atatürk düşmanlarına sempati besleyenlere makam veriliyor? Partinin çizmeye çalıştığı ancak gerçekle bağdaşmayan bir “istihbarat” imajı var. Madem bu kadar iyi istihbaratçısınız, bunlardan nasıl haberiniz yok? Ya da haberiniz var da ona rağmen mi bu yolu seçiyorsunuz? İstihbarat istihbarat da, hangi memleketin istihbaratı, biz bunların hepsini tek tek göstereceğiz.
3 Mayıs 2025 tarihinde ölen Sırrı Süreyya bir kesim grup tarafından övgülerle anılırken bir kesim grup ise PKK taraftarı ayrılıkçı bir insan olduğu için onu linç etti. Gerçekten de Sırrı Süreyya cumhuriyet düşmanı ve bölücüydü. Bu zaten defalarca ortaya konulmuş bir şey, bu metnin okurları bunu halihazırda biliyor, o yüzden tekrar kanıtlamaya çalışmayalım. Peki burada CHP’nin Sırrı Süreyya hakkında eleştiri yapmaması şaşılacak bir şey mi? Hayır, CHP maalesef halihazırda DEM’liğin içinde kaynıyor. AKP zaten İhanet Süreci’nde, MHP Sırrı Süreyya’nın resmini okşamakla meşgul. Sol partilerin de ne yazık ki birçoğu genel olarak bölücüler ne yaparsa onu alkışlıyor. O halde en azından Zafer Partisi’nden güzel bir eleştiri gelir diye bekliyordunuz değil mi? Ama olmadı. Aslında oldu, ama daha sonra hemen o eleştirinin çıktığı yere müdahale edildi ve hatta partiden ihraç edildi. Ve hatta ihraç ile de sınırlı kalınmadı, kendisine Özdağ tarafından “edepsiz” denildi.
Bir sonraki sayfada bu olayın detaylarına görseller ile beraber değineceğiz ama o dönem ortaya atılan bir iddia vardı: “Ümit Özdağ şu an içeride, hesabını başkası kontrol ediyor.” Ancak çıkınca gördük ki o iş öyle değilmiş. Yani Özdağ gerçekten paylaşımı yapan gence “edepsiz” demiş. Zamanında bu iddiayı ortaya atanlar, yani Özdağ’ın bu sözü söylemediğini ifade edenler ne yazık ki bir açıklama yapmadı. Yine aynı Zafer Partisi’nde Sırrı Süreyya için “Fikirleri tartışılır hayatı bir gerçekti.” diye övgüyle paylaşım yapan Diyarbakır İl Başkanı ne kınandı ne uzaklaştırıldı. Ama Sırrı Süreyya için ‘sarı torba’ diyen İstanbul Gençlik Kolu Başkanı görevinden uzaklaştırıldı ve Özdağ tarafından da kendisine “edepsiz” denildi. Tahliye edildikten sonra da bu konuda herhangi bir açıklama yapmadı. Ama Osman Kavala ve Demirtaş hakkında “hukuksuzca yargılanıyorlar.” diye konuştu.
Ancak bir sonraki sayfada haklı sebeplerden dolayı sarı torba paylaşımı yapan kişinin yerinde kendinizin olduğunu düşünerek empati yapmalısınız ki haksızlığı bir nebze de olsun anlayabilesiniz.
İki paylaşım, iki farklı muamele
Aslan Aladağ’ın paylaşımı Uyarı yok, yaptırım yok
Apar topar partiden ihraç edilen İstanbul Gençlik Kolları başkanı hakkında açıklama yapıp arkasından “Edepsizlerin Zafer Partisi’nde yeri yoktur.” deniyor. Burada edepsiz kelimesi sadece ihraç edilen gençlik kolları başkanı için değil, bölücü Sırrı’nın ölümü için haklı olarak sevinen tüm vatandaşlara söylenmiştir. Edep Atatürk ve Türk düşmanlarına saygılı davranmaksa, edepsizliği adap biliriz.
Ek olarak Ağustos ayında Diyarbakır İl Başkanı da görevinden alınmış bunu da belirtelim. Ancak olay tarihi ile görevden alınma tarihi arasında 3 aydan fazla bir süre var. Yani Sırrı Süreyya sempatisi yüzünden görevden alınmamış. Ancak sarı torba paylaşımı aynı gün görevden alındı...
“Her şeyin bir edebi vardır. Edepsizlerin Zafer Partisi’nde yeri yoktur.”
O halde şunu söyleyebiliriz, “bizi şehrinize almazsanız kapınıza bir çavuş gelir” diyen, “ben bu cumhuriyetin ne hayrını gördüm” diyen, Öcalan’ın yanından ayrılmayan bir bölücüye siz sarı torba derseniz, Özdağ’a göre edepsizsiniz.
Böyle şeyler halihazırda yaşanmışken yarın tekrar benzeri hatta daha büyüklerinin yaşanmayacağının garantisini vermek mümkün mü? 2023 seçimlerinde Ümit Özdağ’ın AKP’den bakanlık istediğini de unutmamak gerek. Bu bir iddia değil kendi beyanı bu yönde. Hatta yine BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan da bu beyanı doğruluyor. Ümit Özdağ’ın açıklamaları şu yöndeydi: “Numan Kurtulmuş bize geldiği zaman, ben Numan Kurtulmuş’a şunu söyledim, ‘Numan Bey destek istiyorsunuz. İçişleri Bakanlığı’nı Zafer Partisi’ne verirseniz, Anadolu Kalesi Projesi’ni kabul ederseniz sizi destekleriz dedim.” AKP tarafı bir şekilde Ümit Özdağ’ın İçişleri Bakanlığı talebini kabul etseydi şu anda sadece Sinan Oğan’a değil aynı zamanda Ümit Özdağ’a da kızıyor olacaktık. Bunu zaten kendisi söylüyor, yani destek istiyorsunuz madem İçişleri Bakanlığı’nı bize verin diyor. Bunun sebebinin aslında mültecileri göndermek olduğunu söyleyenler de var ancak Erdoğan’ın başkanlık sisteminde İçişleri Bakanlığı elinizde olsa bile Erdoğan’ın izni olmadıkça adım bile atamazsınız. Bunu herkes çok iyi biliyor. “Mültecileri göndermek içindi” söylemi inandırıcılığı olmayan bir bahanedir. Böyle bir rejimde İçişleri Bakanlığı’nın size ait olması günün sonunda işe yaramayacağı gibi sizi de Cumhur İttifakı’na sokacaktır. Ki hiçbir şekilde AKP ile müzakere de edilemez, edilmemelidir.
Bunca defa ihanete uğramış Türk Gençliği, bakanlık talebinin gerçek sebebinin ‘’mültecilerin gönderilmesi’’ olduğuna inanıp kabullenmemeli sorgulamalıdır. Ayrıca düşünün, diyelim ki bu olay gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı Zafer Partisi’ndeydi diyelim. Erdoğan’a kendi bakanı mı muhalefet edip onun politikalarının aleyhinde adım atacaktı? Buna inanmak en hafif tabiriyle gülünçtür.
Tekrar etmekten sakınca gelmez, eğer Erdoğan, İçişleri Bakanlığı şartını kabul etmiş olsaydı şu an Ümit Özdağ ile Sinan Oğan arasında hiçbir fark olmayacaktı.
Sinan Oğan Konusu
Ümit Özdağ’ın seçim sonrası Sinan Oğan hakkındaki görüşleri de burada bizlere çok büyük ipuçları veriyor. Katıldığı bir programda kendisine yöneltilen “Sinan Oğan’a kızgın mısınız?” sorusuna cevaben “Hayır, kırgın değilim. Sinan Bey’e yönelik çok sert eleştiriler yapılıyor, Sinan Bey’in de bu sonuçtan çok memnun olduğunu düşünmüyorum.” dedi.
Kırgın değilim ne demek? Milleti aldatan bu şahsa bu kadar tepki varken Ümit Özdağ “Kırgın değilim” diyor. Neden kırgın olsun ki? Kendisi İçişleri Bakanlığı pazarlığında olumlu bir yanıt alsaydı o da Sinan Oğan’la beraber Cumhur İttifakı’na katılacaktı. Bu zaten kendi beyanı.
Herkes şapkasını önüne alıp düşünmelidir, siz Sinan Oğan’a kızgın mısınız? Evet. Ancak partinizi yönetenler değil. Siz AKP hükümetiyle pazarlığa oturur musunuz? Hayır, ama partinizi yönetenler oturur. Siz İBDA-C sempatisi olanları partinize kurucu üye yapar mısınız? Hayır, ama partinizi yönetenler yapar. Siz Demirtaş güzellemesi yapanları bir günde önemli makamlara getirir misiniz? Hayır, ama partinizin yönetimi getirir. Siz Sırrı Süreyya’ya sempati besleyenlere makam verir misiniz? Hayır, ama partinizin yönetimi verir. Teröriste terörist diyenlere, onlara karşı olması gibi konuşanlara karşı “edepsiz” der misiniz? Hayır, ama partinizi yönetenler yapar. Demek ki o parti size ait olmayabilir. Burada endişemiz bugün bu hataları yapanların gelecekte daha kritik anlarda daha kabul edilemez, büyük ve geri dönülemez hatalar yapabilme ihtimalleridir.
Terk Edilen Mitingler
Zafer Partisi, ihanet süreci karşıtı mitingleri ise ne yazık ki bıraktı. Son zamanlarda İYİ Parti’nin yaptığı mitinge katılım sağlayacaklarını beyan etmişlerdi. Ancak kendileri eskiden yaptıkları mitingleri durdurma kararı aldılar. Aşağıdaki grafikte Zafer Partisi’nin ve Ümit Özdağ’ın yapmış olduğu mitinglerin bir listesi mevcut.
- Eskişehir Mitingi
- Aydın Mitingi
- Karaman Mitingi
- Antalya Mitingi
- Özdağ tutuklandı
- İzmir Mitingi
- Aksaray Mitingi
- Kocaeli Mitingi
Tutuklanmasının üzerinden bir ay geçmemişken mitingler kesildi.
Özellikle 2025'in başından itibaren ihanet süreci için mitingler düzenlenmekteydi. Ümit Özdağ’ın tutuklanmasından birkaç hafta sonra tekrar miting düzenlenmedi. Ancak zaman zaman esnaf ziyareti gibi buluşmalar yapıldı.
Ümit Özdağ tutuklu diye mitinglerin koşullar sebebiyle azalması anlaşılabilir. Ancak çıktıktan sonra da devam etmediğini gördük. Ta ki 2026 yılına kadar. Yani yaklaşık bir senelik bir sessizlik yaşandı.
İçeride bulunduğu süre zarfında bu işleri organize edebilecek bir kadro henüz kurulamamış mıydı? Eğer öyleyse en baştaki liyakatsizlik meselesine tekrar geliriz. O halde acaba vites düşürme kararı mı alınmıştı iktidara karşı? Rapor hazırlanırken bazı Zafer Partili yetkililer ile konuyu danışma gereği duyduk. Gizlilikleri için ad veremeyiz lakin “Devam etse yine tutuklanacaktı.” şeklinde yanıtlar aldık. Ancak kendilerini İttihat ve Terakki’nin devamı olarak lanse eden bir oluşumdan böyle bir yanıt gelmemeli.
Korku elbette kaçınılmaz ve insanidir, saygıdeğer olan şey korkuya rağmen yürüyebilmektir. Baskılar yıldırmalar kaçınılmazdır, ancak göğüs germek yerine kaçmak doğru olmaz. Böyle bir karar alınıyorsa demek ki çok da son kale değilmiş diyebiliriz.
2. Bölüm | FETÖ
Bildiğiniz üzere birçok kişinin geçmişte FETÖ ile bağlantısı ortaya çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Kimisi gerçekten ideolojik olarak bağlıyken kimisi ise yükselmenin bir anahtarı olan FETÖ’ye yaranıyordu. Ancak ne olursa olsun, hangi sebeple olursa olsun aklı başında herkes için FETÖ’yle yan yana durmak ya da yan yana duranlarla dost olmak kabul edilebilir değildir.
Tarihler 2015'i gösterdiğinde AKP-FETÖ çekişmesi en üst düzeydeydi. “Paralel Devlet” söylemlerine karşı savunmalar geliştiriliyor, sözde cemaat özde terör örgütü FETÖ’nün meşru olduğuna dair çeşitli paravan yayınlar yapılıyordu. Bazı yazarlar ve ünlüler Gülen’i övüyor ve meşru olduğunun propagandasını yapıyordu. Bu yazılardan birisi de maalesef Ümit Özdağ’a aitti.
FETÖ’nün okullarının kapatılmasına dair atılan adımlara karşı Özdağ bu çalışmanın gerçekleşemeyeceğini “160 ülkede böyle bir projeyi gerçekleştirmek mümkün değil.” gibi söylemlerle eleştiriyor. Zaten bu söylem Fethullah Gülen’in kendi internet sitesinde alenen paylaşılmış durumda.
FETÖ ile olan bağlantılar elbette sadece bu söylemi ile sınırlı değil. Birçok önemli FETÖ mensubuyla yakın ilişkisi hatta dostluğu söz konusuydu. Bu dostluklara bir örnek vermek adına Emre Uslu ile olan ilişkileri gösterilebilir. Emre Uslu’yu tanımayanlar olabilir dolayısıyla öncelikle adı geçen şahsı biraz tanıyalım.
EMRE USLU KİMDİR?
Şu an ABD’de yaşayan bir radikal FETÖ terör örgütü mensubudur. Emre Uslu'nun Fethullah Gülen isimli teröristle bağlantısı, paylaşımlarından açıkça anlaşılmaktadır. Türkiye’de de yaşı müsait olan vatandaşlar elbette Emre Uslu ismini hatırlayacaktır. Bununla beraber Emre Uslu aynı zamanda emperyalist sevici bir “Kürdistan’cıdır”. İleriki bölümlerde hem Emre Uslu’nun eski söylemleri hem de Ümit Özdağ ile olan dostluklarının kanıtları ve belgeleri mevcut. Hem FETÖ hem PKK bağlantılı bu teröristle siz dost olur muydunuz?
Emre Uslu, paçavraların arasında eyleme katılıyor.
Emre Uslu adlı terörist ve Ümit Özdağ'ın dostluğu uzun yıllar daim olmuştur. Zaten bu dostluğu da zaman zaman Twitter hesaplarından da anlayabiliyoruz. Bazı eski tweetleri inceleyelim.
Belki bu paylaşımlarından da önemlisi Ümit Özdağ’ın kendi dergisine Emre Uslu’yu yazar olarak almasıdır. Çünkü burada artık dostluk ve muhabbetleri Özdağ’ın davetiyle tescillenmiş oluyor.
Görülebileceği üzere 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün başkanı Ümit Özdağ kendi dergisinde Emre Uslu’yu yazar olarak alıyor. Siz böyle bir insanı bırakın derginize, evinize alır mısınız? Buna evet demeyeceğiniz halde savunmak elbette sizlere kalmış. Nitekim bazı aracılar ile yapılan soru- cevaplarda da bu ilişkiyi reddetmişti. Ancak alakalı yayının kapağını incelediğimiz zaman Emre Uslu’nun Özdağ’ın dergisinde yazar olduğu tartışmasız bir şekilde görülebilmektedir.
İstihbaratçı geçinenler FETÖ’nün ABD projesi olduğunu biliyorsa ve bundan rahatsız olmuyorsa bu durumdan daha rahatsız edici gerçekler vardır.
Bir takipçimiz Ümit Özdağ'a bu soruyu yönelttiği zaman aldığı cevabı bize bu şekilde paylaşmıştı.
FETÖ/PDY kapsamında kayyum atanan ve sahibi Akın İpek’in FETÖ sebebiyle firari olduğunu bildiğimiz Kanaltürk adlı televizyon kanalında Ümit Özdağ 2009-2011 yılları arası yorumculuk yapıyor, FETÖ’nün kanalında çalışıyordu.
(KAYNAK) https://www.biyografya.com/tr/biographies/umit-ozdag-5d7476d5
Müsavat Dervişoğlu, bundan yıllar önce bu durumu ifade etmişti. Ancak bunları bilmesine rağmen bugünlerde beraber pozlar veriyorlar. Bu durumda iki taraf da ilkesizce hareket etmiştir, omurgasızca davranmıştır. Çünkü Müsavat Dervişoğlu FETÖ iltisaklı olduğunu ima ettiği kişiler ile beraber bozkurt yapıyor. Ümit Özdağ ise kendisini televizyonlarda FETÖ iltisaklı ilan eden şahıslarla pozlar veriyor.
Doğu Ergil
Doğu Ergil kamuoyunda pek bilinmeyen ancak istihbaratçı olduğundan şüphelenilen bir şahıstır. Doğu Ergil’in bağlı olduğu istihbarat kuvvetle muhtemeldir ki MİT değildir. Muhtemelen diyoruz çünkü bunu resmen kanıtlamak mümkün değil o yüzden iddia mahiyetinde bu bilgiyi vermiş olalım. Öncelikle bunlar hakkında bazı ipuçları verip daha sonra Ümit Özdağ ile ortak noktasına değinelim. Başlarken şunu hatırlatalım, bu tarz konularda yani istihbaratla alakalı meselelerde genelde direkt çok net kaynaklar ortaya koymak mümkün değildir. Bazı ipuçlarından konuyla alakalı bilgi sahibi insanlar çıkarımlarını yapacaklardır. Ancak bilgi sahibi olmayanlar için özellikle bazı yerlerin altını çizmeye çalışacağız.
DOĞU ANADOLU’DA SÖZDE “BİLİMSEL ANKET”
Hürriyet Gazetesi’nin 2005 tarihli bir haberinden öğrendiğimiz üzere Doğu Ergil kendisini Başbakan’ın özel danışmanı olarak tanıtıp bir anket yaptırıyor. Bu anketi yaptırdığı şehirlerimiz Van, Tunceli, Batman, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak. Ankette sorulan sorular ise aşağıdaki gibi:
- Etnik kökeniniz nedir? Türk, Kırmanç, Zaza, Arap.
- Bir tarikata mensup musunuz?
- Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Türkiyeli, Türk, Kürt, Arap, Müslüman.
- Seçilmişler mi, yoksa din adamları mı ülkeyi daha iyi yönetir?
- Sizin için bu dünya mı, öbür dünya mı önemli?
- Ülkede demokrasi mi, yoksa dine dayalı bir yönetim mi tercih edersiniz?
- Din hükümlerine göre düzenlenmiş Türkiye’de yaşamak ister misiniz?
- İntihar saldırısı terör müdür?
- Bir Hıristiyan veya Yahudi ile komşu olsanız onunla görüşür müsünüz?
- Terör halkın çıkarını gözetebilir mi?
- Dindar biri terörist olabilir mi?
- Ramazan ayında iftardan önce lokantalar açık olmalı mı?
- Sizce kadın erkek eşit olmalı mı?
- Kadınlar başbakanlık, milletvekilliği, hákimlik yapmalı mı?
- Kızların okuması gerekli mi?
- Kızlarla erkek çocuklar beraber okumalı mı, ayrılmalı mı?
- Okullarda din eğitiminin yeterince verildiğine inanıyor musunuz?
- Dini bir yönetim yolsuzlukları önler mi?
- Dürüst bir yönetici dindar olmalı mı?
- Hangi mezhebe mensupsunuz? Alevi, Sünni, diğer.
Doğu Ergil’e buradan bir soru yöneltelim, acaba bu bilgileri bölgede “Kürdistan” hayali olan istihbarat oluşumlarına sattınız mı? Satmadıysanız neden böyle bir anket yaptınız? Neden kendinizi Başbakanın özel danışmanı olarak tanıttınız? Kendisi hâlâ hayatta olduğu için kendisine cevap hakkı doğmuştur. Kendisinin alakalı haberle alakalı bir dava açmaması da göz önünde bulundurulmalı. İtham yahut iftiralar TCK 126 kapsamında yargılanır. Ancak bu ithamlar yanlış değilse mahkemede de aksini kanıtlayamaz ve mahkemeyi kaybedersiniz. Bu toplanılan bilgiler sözde ‘kürdistan’ projelerinde toplum mühendisliği kısmında kullanılmış olabilir. Bununla beraber Doğu Ergil, aynı zamanda bir Fethullah Gülen sevdalısı.
Fethullah Gülen’in kendi internet sayfasında Doğu Ergil’in “cemaat” için dizdiği övgüler paylaşılmıştır.
3. Bölüm | İsrail Bağlantıları
Yine aynı Doğu Ergil, CIA ajanı olduğu bilinen Graham Fuller ile de bağlantılı bir şahıstır. Graham Fuller’in CIA ajanı olması gibi hususları tek tek kanıtlayıp konuyu dağıtmak istemiyoruz, dolayısıyla daha detaylı okuma yapmak isteyen okuyucular bu noktada bir mola verip alakalı konuları araştırabilirler. Bölücü örgütlerin ABD lobilerinden birisi olan “Washington Kurdish Institute (WKI)“ adlı oluşumun düzenlediği bir toplantıya Doğu Ergil de katıldı.
Katılımcı listesinde Alan Makovsky (ABD/Yahudi lobisinde etkili bir kişi), Hamit Bozarslan, Mehdi Zana, Doğu Ergil ve Ümit Özdağ var.
Ümit Özdağ’ın Washington’da bölücü örgütün lobisinde, CIA PKK ve FETÖ bağlantılı şahıslarla aynı odada ne işi var?
Konferansta bulunan insanların kim olduğu açıkça ortada değil mi? Bu odada bir tek Özdağ’ın masum olduğunu düşünmek doğru olmayacaktır.
Özdağ’ın istihbarat geçmişinden dolayı bu gibi yerlerde bulunduğu tesellisinin arkasına sığınanları önümüzdeki sayfalarda daha acı gerçekler bekliyor...
Bir önceki İhanet Süreci’nde Doğu Ergil adlı şahıs ‘Akil İnsanlar’ olarak bilinen heyetin içerisindeydi. Bilmeyenler için kısaca Akil İnsanlar heyeti İhanet Süreci’ni topluma daha iyi göstermek adına bazı ünlülerin toplandığı propaganda amaçlı bir çalışmaydı. Bu kirli sürecin içerisinde yine Doğu Ergil de yer almaktaydı.
Doğu Ergil hem inatla FETÖ’yü savunuyor, hem Washington’da PKK forumlarına CIA ajanlarıyla beraber katılıyor, hem İhanet Süreci’ni destekliyor, hem Doğu Anadolu topraklarımızda “ben Başbakanın özel danışmanıyım” diyerek hassas bilgiler topluyor. Fazla şüpheci olduğumuzu düşünenler bu noktadan itibaren raporu okumayı bırakabilir.
O halde konuyu daha iyi anlamak için bazı ön bilgiler verelim. Burada konu Zafer Partisi’ne yönelik eleştirilerden kısmen sapacak. Çünkü bu bölümde ele alacağımız konuları anlamak için bazı başka diğer meseleleri öğrenmemiz gerekiyor. Öncelikle lobicilik kavramını anlamamız lazım. Lobicilik, yasa yapıcıları veya kamu yöneticilerini belirli bir yönde karar almaya ikna etmeye yönelik bilgi verme, savunuculuk yapma, medya ile baskı altına alma, gizli propaganda yürütme gibi faaliyetlerin bütününü kapsar. ABD’nin daima İsrail’in güdümünde olmasında bu lobiler en büyük baskıyı uygulayan yapılardır. Nitekim Track AIPAC gibi gönüllü ABD vatandaşları bu lobilerden fonlanan siyasileri tespit etmektedir. Bunların örnekleri çokça artırılabilir. Bu lobiler basit düşünce kuruluşları olarak görülemez, hem Türkiye’ye hem ABD’ye hem tüm insanlığa büyük zarar vermiş oluşumlardır ve kesinlikle masum değillerdir. Bu lobi ya da düşünce kuruluşlarının en güçlülerini anlatacağız. Burada elbette maksat ortalama bir vatandaşın anlaması için yalnızca ön bilgiler vermektir. Yoksa bu konular hakkında çok daha kapsamlı yazılar yazılmalıdır. Ancak temel kavramları aktarma gayesi güttüğü için eksikler kaçınılmazdır. Konunun sonlarına doğru mesele nasıl Ümit Özdağ’a geliyor bunu daha iyi göreceğiz. Ancak okuma alışkanlığınız yoksa bile kendinizi zorlaya zorlaya okumanızı şiddetle tavsiye ediyoruz.
Bilgilendirici olduğu için bilgi sahibi değilseniz bu videoyu izleyiniz. Kanal sahiplerini tanımıyoruz ancak güzel bir anlatım söz konusu. Tam bu esnada bu raporu okumaya mola verip aşağıdaki videoyu tamamlamanız gerekmektedir. Yoksa bazı hususlar havada kalacaktır.
Okuma MolasıAmerika’yı İsrail mi Yönetiyor? YouTube’da açBu videoyu izlediğiniz zaman lobilerin sandığınızdan daha da güçlü olduğunu ve bu lobicilik faaliyetlerinin de sanıldığı gibi perde arkasından değil genelde toplumun gözünün önünde yapıldığını görebilirsiniz. Bu bağlamda siyonistlerin lobilerini tanıyalım ve bu lobilerin Orta Doğu’yu nasıl etkilediklerine kadar gelelim. Takdir edersiniz ki kapsamlı ve detaylı bir konu dolayısıyla bazı detaylara girilecektir.
AIPAC
Logosundan da anlayabileceğiniz üzere AIPAC bir Yahudi lobisidir. Açılımı: American Israel Public Affairs Committee. Türkçesi: Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi.
AIPAC, Yahudi lobilerinin en büyüklerinden birisidir. Bu lobicilik faaliyetleri de gizli olmadığı gibi zaman zaman açıkça diğer Yahudilerden destek de talep edilmektedir.
AIPAC’ın kendi internet sayfasında: “İsrail’e destek olanlara destek oluruz.” yazmakta. Eski İsrail Başbakanı Ariel Sharon da zaten zamanında “Bana İsrail’e nasıl yardım edebilirim diye soranlara “AIPAC’e yardım edin.” diyorum.” diyordu.
AIPAC’in de altında yine farklı Yahudi lobileri mevcut. Mesela yine AIPAC’le paralel bir oluşum olan JINSA’yı örnek gösterebiliriz. Bu lobilerin bazı kronik denebilecek bazı özellikleri mevcuttur. Mesela her zaman paravan oluşumlar oluşturup dikkat çekmemeye çalışırlar. Ya da ‘’think tank’’ adı verilen düşünce kuruluşları ile hem kamuoyunu hem de bürokrasiyi yönlendirmeye çalışırlar. Mesela CIA ve RAND Corporation arasındaki bağlantı artık birçok kişi tarafından bilinmekte, en azından duymuş olmanız mümkün. RAND gibi birçok alt oluşumun olmasının sebebi tartışılan bir konudur ancak muhtemel sebepleri dikkat çekmemek, toplumsal tepkileri tek bir merkezde toplamamak gibi sıralanabilir. Dediğimiz gibi, bu oluşumlarda paravan oluşumlar kurma kronik bir davranıştır. Diğer sayfalarda da bu konuya tekrar geleceğiz.
JINSA
Yine logosundan da anlayabileceğiniz üzere JINSA bir Yahudi lobisidir. Açılımı: Jewish Institute for National Security of America. Türkçesi: Amerika Ulusal Güvenliği için Yahudi Enstitüsü.
Hatta zaman zaman AIPAC’e atıfta bulunurlar.
Burada ise AIPAC hesabı, JINSA hesabını X platformu üzerinden etiketlemekte. Bazen bu şekilde alenen bazen başka vesilelerle bu lobiler birbirlerine daima destek olmaktadırlar. Bugün ABD’yi bir kukla gibi yöneten İsrail’in ABD’deki lobicilik gücünü anlamak önemli.
Türkçesi
JINSA’nın İki Yönlü Bir Misyonu Vardır:
ABD’nin savunma kabiliyetinin etkinliği konusunda Amerikan halkını eğitmek; böylece Amerikalılar olarak hayati çıkarlarımızın korunabilmesi sağlanmış olur.
Amerikan savunma ve dış politika çevrelerini, İsrail’in Akdeniz ve Orta Doğu’daki demokratik çıkarları güçlendirmede oynayabileceği ve oynadığı önemli rol hakkında bilgilendirmek.
“ABD’nin savunma kabiliyetinin etkinliği konusunda Amerikan halkını eğitmek; böylece Amerikalılar olarak hayati çıkarlarımızın korunabilmesi sağlanmış olur.”
Bu cümlenin ne anlama geldiği ortada. Ki zaten başta da denildiği gibi, birçok şey aslında sanıldığı gibi yeraltında değil üstünde. ABD’nin güçlü bir ordusunun olması demek Orta Doğu’da daha iyi korunan bir İsrail demek.
Bu konuda Amerikan halkını nasıl eğitecekler? Direkt olarak eğitim kelimesi kullanılmış. Bu eğitim elbette resmi bir devlet eğitimi değil, kamuoyunu yönlendirmek, birçok medya oluşumuyla beraber propaganda yapmak vb. çalışmaları kastetmektedir. Yani aslında eğitimden kasıt propaganda ve toplum mühendisliğidir.
WINEP
Açılımı: The Washington Institute for Near East Policy. Türkçesi: Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü. Kurucusu: Martin Indyk ve Barbi Weinberg.
Martin Indyk, ABD İsrail büyükelçisiydi. Aynı zamanda ilk çalışma hayatına AIPAC’te başlamıştı.
Kaynak: The Times of Israel
WINEP içerisinde sadece AIPAC ve diğer Yahudi lobilerinden insanlar yok. Aynı zamanda ABD devletinde önemli görevler icra eden şahıslar da bu oluşumdalar. Bunlara örnek vermek gerekirse:
Dışişleri bakanlığı yapmış olan Warren Christopher WINEP’te. Önemli makamlardaki kişilerin böyle oluşumlarda bulunma durumu da kronik bir davranıştır.
Kaynak: The Washington Institute - Warren ChristopherLawrence Eagleburger adlı eski bir Dışişleri bakanı da yine WINEP içerisinde rol almıştır. Bu şahıs aynı zamanda CIA’da görevli idi. Zira CIA’nın kendi sayfalarında yere göğe sığdırılamıyor.
Düşünce kuruluşları adı altında faaliyet yürüten bu böcek yuvaları aslında tamamı ile toplumu ve bürokrasiyi yönlendirme amacıyla hareket etmektedir.
Medya ile toplum mühendisliği yaparken makaleler ve sözde ‘akademik’ çalışmalar ile de bürokrasiler yönlendirilmektedir. Sadece bu tarz yayımlarla değil, özellikle birçok siyasi fonlamalarıyla da bilinmekteler. Track AIPAC bu konuda önemli bir kaynaktır, ABD’de faaliyet gösteren bu organizasyon, ABD’li siyasilerin AIPAC’ten ne kadar fon aldığını ABD halkına duyurmaktadır. Örnek üç tane paylaşım:
Biz WINEP’ten devam edelim, AIPAC yöneticilerinin de yer aldığı WINEP’te bakalım başka kimler var.
Eski CIA direktörü James Woolsey de yine WINEP’te çalışmaktaydı. Bunu sol taraftaki görsellerden doğrulayabileceğiniz gibi kendiniz de basit aramalarla bu bilgilere erişebilirsiniz. Kurucuları AIPAC gibi Yahudi lobilerinden, üyeleri ve birçok yöneticisi ise ABD devletinin yüksek bürokratlarından.
Bunun sebebi ABD’li bürokratların İsrail’e bayılması değil basiretsiz, korkak ve satılık olmaları. Mesela bu durumu geçtiğimiz İsrail-İran krizinde ABD’nin davranışlarında da görmüştük (2025). 2026'da çıkan bu savaşta daha da durum netleşti.
CIA ajanlarının ve siyonist Yahudilerin fink attığı bu oluşumun Türkiye ile de bazı bağlantıları maalesef söz konusu. Ama bunlara değinmeden önce bir şeyi tekrar etmekte fayda var. Bu ve benzeri lobiler medya ile toplumu, yayınları ile de bürokrasiyi ve elit kesimi yönlendirir, bazen bazı siyasilere fon sağlar, ama bir şekilde politikalarını bulundukları topluma yayar. Dolayısıyla bu yayınlar aslında bu oluşumların ne talep ettiğini anlamak için kıymetlidir. Bu yayınlarda ve makalelerde bazen direkt olarak bazen de dolaylı olarak neler istedikleri görülebilir. Bu tarz oluşumların yayımlarının böyle algılanması da asla ama asla bir komplo teorisi değildir. Kendi devletimizin bile bazı yüksek kurumları bu gibi oluşumları yayınlarında referans göstermektedir.
Milli Savunma Bakanlığı’nın kendi internet sitesinde yayımlanan bu belgenin 128 numaralı atıfı WINEP’e yapılmıştır.
ABD ve İsrail’in politikaları bu gibi “düşünce kuruluşlarının” yayımlarından net bir şekilde anlaşılabilmektedir. Eskiden bu bilgiler komplo teorisi olarak yaftalanmaktaydı. Ama özellikle bölgede ABD’nin nasıl kukla olarak kullanıldığını tüm dünya gördü.
Bu lobiler yalnızca ABD’de değil aynı zamanda Orta Doğu’da da etkililer. WINEP’in Türkiye’nin iç politikasına karışması çok eski zamanlardan beri sürmekteydi. Özellikle 28 Şubat’ta bu lobilerin etkisi büyüktü. 28 Şubat her ne kadar özellikle Z kuşağının hoşlandığı bir hadise olsa da masum değil. Aynı şekilde Necmettin Erbakan da günahsız değil. Bu konuda 28 Şubat’a değinip lobilerin etkisini kanıtlamak zorundayız ve bugüne kadar alışılagelmiş 28 Şubat algısına karşı çıkacağız. Tepkileri, hakikatten vazgeçemeyeceğimiz için göğüsleyeceğiz. Bunu da her zamanki gibi belgeler ve kanıtlarla yapacağız. Hiçbir cümlemiz kanıtsız değildir. Nitekim görülebileceği üzere her sayfada birden çok belge ve kaynak mevcut. 28 Şubat’a karşı çıkışımız yüzünden ne yazık ki birçok kesim tarafından “AKP’li” ithamlarıyla karşılaştık. Ancak bu konuyu AKP’nin de konuşuyor oluşu bizim konuşmayacağımız anlamına gelmez. 28 Şubat büyük oranda İsrail’in isteği üzerine vuku buldu. Necmettin Erbakan’ın onlarca belki yüzlerce kusuru vardır, ancak bu onun İsrail tarafından devrilmesini meşru kılmaz. Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsız bir devlettir, en azından öyle olmalıdır. Bu ülkenin sınırlarının dışına tamah eden bizden değildir.
28 Şubat’ı ve bu konuları daha iyi anlamak için önce radikal İslam kavramını anlamamız gerekiyor. Birçok okuyucunun aklına radikal İslam denildiği zaman doğal olarak IŞİD, ÖSO gibi dinde zorlamaya giden, terör oluşumları akla gelecektir. Ancak burada kastedilen radikallik bu değildir.
İslam inancı, saydığımız lobiler için kabaca radikal İslam ve ılımlı İslam olarak ikiye ayrılıyor. Burada radikal demek için ölçütleri ise saldırganlıkları değil uzlaşılabilir olup olmadıklarıdır. Mesela geçtiğimiz dönemde Erdoğan şöyle bir açıklama yapmıştı.
“İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız, böyle bir şey yok.”
Bu onların gözünde uzlaşılabilir İslam olarak görülür ve onların istediği İslam tarzı budur. Diğer dinlerle, ya da doğal düşmanları ile sorgusuz sualsiz cihad anlayışı yerine güncellenebilirlik aranır. F. Gülen adlı teröristin ‘dinler arası diyalog’ projeleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Gülen’i zamanında korkmadan eleştiren Necip Hablemitoğlu’nun da neden öldürüldüğü bu bağlamda ortaya çıkacaktır. Zira katlinde CIA ile yakınlığı bilinen bir şahıs önemli bir rol aldı. Buna ileriki sayfalarda geleceğiz.
Oturup çıkarlarını konuşabildikleri İslam onlar için ılımlı, anlaşamadıkları ve uzlaşmacı olmayan inanç ise radikal İslam olarak sınıflandırıldı. O gün bugündür de bu sınıflandırma hayatta. İşte, Necmettin Erbakan bu sınıflandırmada radikal İslam olarak sınıflandırıldı. Bu yüzden de bu lobiler Erbakan’ın karşısındaydı. Bu Erbakan’ı harika bir insan yapmaz, kendi oğlu Fatih Erbakan’ın spor bir arabayla kaza yapıp ceza almaması mecliste tartışılmış, bu konu açılmasın diye kendinden tavizler vermiş, Libya’da diplomatik facialara karşı koyamamış onlarca hatası olan birisidir. Oğlu Fatih Erbakan zaten hâlâ çocuk evliliği talebinde, sağlıksız düşüncelere sahip bir şahıstır. Savunduğumuz şey Erbakan değil T.C.’nin tam bağımsızlığıdır. Kaynak: TBMM tutanakları - Fatih Erbakan kazası hakkında meclis görüşmeleri
Az sonra anlatacaklarımız bir Erbakan savunusu olarak değil Türkiye’nin bağımsızlığının savunusu olarak yorumlanmalı ve anlaşılmalıdır. Hiçbir memleket Türkiye’nin kendi işlerine karışamaz, karışmamalıdır. Ne olursa olsun buna karşı durmak durumundayız. Eğer o sırada bu lobiler Erbakan’ın karşısına çıktıysa çıkıp da emperyal haşerelerin sopasıyla kendi hükümetimizi dövemeyiz. 28 Şubat’taki İsrail’in çabasını görmek WINEP ve JINSA gibi oluşumların etkisini ve Türkiye Cumhuriyeti’ne olan zararlarını anlamak için son derece önemli. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç sayfa bu konuyu biraz da olsa aralamamız gerekiyor. Önceki sayfalardan da ismini hatırlayacağınız Alan Makovsky 90'lı yıllarda WINEP çatısı altında bir dizi makale kaleme almaya başlıyor. Bu makalelerde Türkiye’nin o günkü hükümet olan Refah Partisi hedef gösteriliyor.
Tarih 26 Nisan 1996, makale başlığı Türk-İsrail İşbirliği, Barış Süreci ve Bölge.
Makaleden bazı önemli yerler:
“Türkiye iç siyaseti, Türk-İsrail ilişkilerinin gelişmesinde başlıca kısıtlama unsuru olabilir; özellikle de kökten dinci ve İsrail karşıtı Refah Partisi’nin kaderi ve etkisi dikkate alındığında.”
Bu yazının biraz üzerinde duralım, görebileceğiniz üzere Refah Partisi makalede “köktendinci ve İsrail karşıtı” olarak tanımlanıyor. Bu az önce bahsettiğimiz radikal İslam ve ılımlı İslam açısından önemli. Bu lobiler her zaman Refah Partisi’ni radikal İslam olarak tanımladı. Düşmanlıklarının yegâne sebebi buydu. Yani Erbakan ve hükümet muhteşem bir hükümet olduğu için değil, uzlaşamayacakları bir hükümet olduğu için rahatsız olmuşlardı. Necmettin Erbakan’ın ABD ve İsrail’le devamlı uzlaşan malum kişilere olan şiddetli muhalefeti de bundan kaynaklanıyordu...
Yıl yine 1996 ve bu sefer JINSA’dan yayımlanan bir yazıya bakıyoruz;
“Mart ayının başlarında yapılan bir toplantıda, Türk Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, JINSA liderleri, danışmanları ve JINSA’nın İsrail’e düzenlediği askeri geziye katılan mezunlara bölge hakkında bir bilgilendirme sunmuştur.”
Bu yazıdan öğreniyoruz ki Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, İsrail’e ziyarette bulunuyor. Siyonist Yahudi lobilerin faaliyetlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut hükümeti üzerinde yoğunlaştığı bir dönemde gidip İsrail’de briefing vermek aynı zamanda hükümete bir mesaj vermek değil midir? Ülkesine bağlı hiçbir kimse böyle bir acziyet içerisine düşmez.
Tarih 19 Haziran 1996, Alan Makovsky’in yayınladığı makale başlığının Türkçesi: “Türkiye ve Refah Problemi” ve yine bu makalede de kritik söylemler mevcut:
“Eğer ideolojik ölçütler belirleyici olsaydı Refah’ın iktidar mücadelesi başarısız olurdu; çünkü Türkiye’deki diğer büyük partilerin hiçbiri onun Batı karşıtı ve İsrail karşıtı gündemini uzaktan bile paylaşmıyor.”
“Mart ayında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel İsrail’i ziyaret etti ve bir serbest ticaret anlaşması ile başka bazı mutabakatlar imzaladı. Refah Partisi’nin sert bir Siyonizm karşıtlığı — hatta antisemitizm — geçmişi var ve üst düzey yetkililerinden biri, parti iktidara “geldiğinde” İsrail-Türkiye askerî anlaşmasını feshedeceklerini taahhüt etti. Refah, Türkiye’nin İsrail’le yaptığı çeşitli anlaşmaları geri alamasa bile, ikili ilişkiler soğuyacak ve bu gelişme Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hiç de hoş karşılanmayacaktır.”
Bazı insanlar Alan Makovsky’in ABD Dışişleri Bakanlığı’nda görev aldığını dolayısıyla konunun İsrail ile alakalı olmadığını düşünebilir. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Branch Chief” yani birim şefi olan Makovsky Yahudi kökenlidir. Siyonizm’in ABD ve diğer ülkelere ne ölçüde sızdığı hakkında inanın bir fikriniz yok.
Kaynak: Historia rodziny Makowskich z TykocinaSiyonist lobilerde Refah Partisi’nin İsrail-Türkiye arasındaki anlaşmalardan cayacağı endişesi söz konusu. Zaten o dönemde F-16 alımları yapılacaktı. Bu ticaretin kesilmesi İsrail’in işine gelmeyen bir durum olacaktı. Siyonist lobiler Refah Partisi’nin uzlaşmacı olmadığını bildiğinden dolayı endişe içerisindeydiler, Refah Partisi’nin bu tutumunun Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da hoş karşılanmayacağını belirtiyorlardı. Bu çok önemli çünkü henüz darbenin d’si yokken ve darbeye bir yıldan az bir süre kalmışken Siyonist lobiler TSK’nın Refah Partisi’nden hoşlanmayacağını yazmakta. Hatta Orgeneral Çevik Bir İsrail’e ziyarete gitmekte. İsrail ile Çevik Bir’in bağlantısı sadece bir ziyaret ile de sınırlı kalmamakta...
Çevik Bir'in Emperyalizm Aşkı
"Türk hükümeti, Irak konusunda ABD'ye tam destek sağlamakta gecikti.”
Kaynak: Hürriyet
Çevik Bir'in İsrail Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün kurucusu olan Martin Sherman ile hazırladığı ortak yazıda, ordunun Türk-İsrail ilişkilerini tehlikeye atmayacağı da belirtilmiş durumda.
Kaynak: Middle East Forum
Çevik Bir, Türk-İsrail ilişkilerinin tehlikeye atılamayacağını Erbakan’a söylemiş.
Ayrıca Çevik Bir, JINSA'dan da ödül almış bulunuyor.
Çevik Bir’i biraz daha yakından tanıdığımıza göre şimdi WINEP’in Türkiye’nin bağımsızlığını hedef alan makalelerine geri dönebiliriz.
“Otuz yılı aşkın süredir Batı karşıtı, Siyonizm karşıtı (ve antisemitik) söylemlerine rağmen, Erbakan başlangıçta ABD, NATO ve hatta İsrail ile ilişkileri etkileyen temel Türk dış politikalarına meydan okumayacaktır; çünkü bunu yapacak güce ve etkiye henüz sahip değildir.”
“Erbakan muhtemelen İsrail ile ilişkileri sona erdirmeyi isterdi, ancak orduyla olan hassas ilişkisi, herhangi bir ani ve önemli değişikliği engelleyecektir. Ancak Erbakan, İsrail ile bağları zayıflatmak için (yakın zamandaki Üzüm Gazabı Harekâtı gibi) bir bahane arayacaktır.”
Bu sefer de JINSA’dan tekrar bir makale kaleme alınıyor. Bu makalede de yine konuyla alakalı önemli bölümler mevcut.
“Şubat ayında Türkiye ile İsrail arasında imzalanan askerî iş birliği anlaşmasının kapsamı son aylarda genişlemişti. Ancak, Ağustos ayının başında, İsrail’in günlük gazetesi Haaretz’in 8 Ağustos 1996 tarihli haberine göre, yeni İslamcı Başbakan Necmettin Erbakan’ın, iki ülkenin savunma sanayileri arasında imzalanması planlanan anlaşmayı süresiz olarak dondurduğu bildirildi.”
Birkaç ay içerisinde onlarca makale ve yayın ile Refah Partisi aleyhinde çalışmalar yapan Siyonist lobinin çalışmaları sırasında, Orgeneral Çevik Bir ve Amiral Güven Erkaya İsrail’e ziyaretlerde bulunuyor. Aradan birkaç ay geçtikten sonra da 28 Şubat süreci yaşanıyor. Darbeyi yapanlara ise JINSA tarafından madalyalar ve ödüller veriliyor.
Tekrar etmekte fayda var, burada konu Erbakan değil Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının lekelenmesidir. JINSA, WINEP, AIPAC, CIA, MOSSAD gibi oluşumlar resmen olmasa da faaliyetleri incelendiği zaman terör örgütleri olduğu ortada olan oluşumlardır. Tarih bugün bu terör örgütlerini kurum olarak lanse etse de yarım asır geçmeden bu oluşumlar tarihin çöplüğünde yerlerini bulacaklardır.
Necmettin Erbakan kusurlarına rağmen esasında art niyetli ya da pazarlık yapacak birisi değildi. Samimiyetini daha sonra Erdoğan’ın ne olduğunu anladığı zaman yaptığı muhalefetten de anlayabilirsiniz. Bugün bile hâlâ Zafer Partisi dahil, hiçbir muhalif oluşum çıkıp da Erdoğan’ın BOP’a nasıl hizmet ettiğini, ABD’ye gidiş gelişlerini çıkıp da anlatmaz. Ama Erbakan durumu anladığı zaman bunları topluma anlatmaya çalışmıştı. Sayısız hataları olsa da bu bir gerçektir.
Peki tüm bunların Ümit Özdağ ve Zafer Partisi ile ne alakası var derseniz şimdi o konuya geçeceğiz. Tüm bunları anlatma sebebimiz sözde ‘düşünce kuruluşu’ olan ama esasında bazı lobilere hizmet eden bu oluşumların nasıl çalıştığını, kronik özelliklerini ve etkilerini size aktarmaktı. Bu sayede şimdi bu konunun Ümit Özdağ ile olan bağlantısını anlayabilirsiniz.
Yıl 1993 Türkiye’de bir düşünce kuruluşu kuruluyor. Adı “Avrasya Bir Vakfı”, kurucusu Şaban Gülbahar. Bu ad tanıdık gelmeyebilir gayet doğal ama kendisi Murat Ülker’in dünürü.
Anlatılan diğer lobileri hatırlayalım, bir anda bütçe bulup önemli bürokratları ve yöneticileri içerisinde barındırırlardı. Sanki herkes böyle bir oluşumun ortaya çıkmasını bekliyormuş gibi her türlü desteği veriyordu. Özellikle üst düzey yetkililer bir anda bu kuruluşlarda belirirdi. Peki Avrasya Bir Vakfı’nda böyle bir durum var mı?
Üstteki isimler gibi yine birçok önemli isim bu vakıf çatısı altında toplanıyor. Finansmanı Murat Ülker’in dünürü yapıyor desek yanlış olmaz, sonuçta kurucusu o. Üyeler içerisinde de bu gibi isimler var. Başta bahsettiğimiz kronik davranışı yine görmeye başlıyoruz.
Avrasya Bir Vakfı, kuruluşundan bir yıl sonra “Avrasya Dosyası” adlı bir dergi yayınlamaya başlıyor. Bu derginin ilk sayısı “Cilt 1/Sayı 1 Rusya Özel” adı ile yayımlanıyor.
Avrasya Bir Vakfı, kuruluşundan bir yıl sonra "Avrasya Dosyası" adlı bir dergi yayınlamaya başlıyor. Bu derginin ilk sayısı "Cilt 1/Sayı 1 Rusya Özel" adı ile yayımlanıyor.
Kaynak: web.archive.org / AVSAM
Dergi daha ilk sayısını çıkarmış olmasına rağmen yazarlar kısmı şüpheli bir şekilde önemli isimlerden oluşuyor. Üstteki bağlantıdan da, kapak resmini inceleyerek de yazarların doğruluğunu kontrol edebilirsiniz.
Bu dergide yazan bazı isimler:
Ariel Cohen
AIPAC güzellemeleri...
Ariel Cohen aynı zamanda CIA ilintili RAND Corporation'da yayımlanan yazılarda da çok sık alıntılanan bir isim.
Samuel P. Huntington
Graham E. Fuller
CIA Orta Doğu Yöneticisi
Kaynak: Haber Hürriyet
Zbigniew Brzezinski
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı
Bu makam tek bir kişiden oluşmaktadır ve ABD Başkanı'na direkt olarak bizzat danışmanlık yapmaktadır.
Muzaffer Özdağ (Ümit Özdağ'ın babası)
Bu kadar Siyonist haşerenin bulunduğu yerde Muzaffer Özdağ ne arıyor? Neden bunca ülkemizin tam bağımsızlığına göz dikmiş olan insanların ortaya koyduğu dergiyi Murat Ülker'in dünürü fonluyor? Derginin daha ilk sayısında bu kadar insan niçin bir araya geliyor? Sadece bu sayıda değil yine diğer sayılarda da bu tarz isimler görmek mümkün. Hatta daha da beterlerini...
Gelin bu dergilerin içerisinde bulunan yazarları inceleyelim ve hep beraber analiz edelim.
Şimon Peres
İsrail Cumhurbaşkanı
Ümit Özdağ
Zafer Partisi Genel Başkanı
Ahmet Davutoğlu
Eski Dışişleri Bakanı
Efraim Inbar
BESA Kurucu Direktörü
Efraim Inbar siyonist bir başka oluşum olan BESA'nın kurucu direktörüdür. Aynı zamanda koyu bir siyonisttir.
Efraim Inbar: "İsrail yeterince kuvvet uygulamıyor."
İsrail merkezli bir düşünce kuruluşu olan BESA Center, Orta Doğu'daki güvenlik ve dış politika stratejilerini doğrudan İsrail'in ulusal çıkarları ve Siyonist hedefler doğrultusunda şekillendiren sözde akademik bir kurumdur. Hazırladığı raporlar ve analizlerle İsrail'in askeri harekatlarına, toprak stratejilerine ve sertlik yanlısı güvenlik doktrinlerine uluslararası alanda entelektüel bir meşruiyet zemini sağlamaya çalışır. Batılı siyaset yapıcıları hedefleyerek, İsrail'in eylemlerini bölgesel istikrarın ve devletin bekasının "mutlak bir gerekliliği" olarak savunur. Temel işlevi, Siyonist devlet projesinin siyasi anlatılarını küresel siyasete entegre etmek ve İsrail'in politikalarına stratejik bir düşünce kalkanı oluşturmaktır.
Siyonist BESA’nın siyonist yöneticisi Efraim Inbar’ın kitabında Özdağ niçin yazarlık yaptı? Ne yazık ki bulgular bunlarla sınırlı değil... Ümit Özdağ'ın kurucusu olduğu ASAM yani Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin yayımladığı "Türk-İsrail Stratejik Ortaklığı" adlı kitap Efraim Inbar tarafından yazılmıştı. Siyonist Efraim Inbar'ın kitabını niçin Ümit Özdağ'ın kurucusu olduğu ASAM yayınlıyor?
Alakalı kitabın kapağı yukarıda görülebilmekte. Kaynak: Kitap Yurdu
ASAM'ın Kurucusu Ümit Özdağ'dır.
Efraim Inbar adlı Siyonist’in kitabı Ümit Özdağ’ın kurucusu ve yöneticisi olduğu ASAM tarafından yayımladı. Yani hem Özdağ BESA Center adlı siyonist oluşumda çalışmalar yapıyor, yazılar kaleme alıyor aynı zamanda yetmezmiş gibi o oluşumdaki siyonistlerin yazılarını kurucusu olduğu ASAM’da yayımlıyor. ASAM’ın hikayesine az sonra geleceğiz.
Avrasya Dosyası Dergisi'nin yazarlarından devam edelim.
Eyal Zisser
Tel Aviv Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi
Tel Aviv Üniversitesi'nde görev almıştır. BESA, JINSA ve WINEP gibi birçok siyonist mecrada çalışmalar yapmıştır.
Yahudi kökenlidir. Kaynak: encyclopedia.com
Paul D. Wolfowitz
Büyükelçi, Dünya Bankası Başkanı
Dünya Bankası Başkanlığı yapmış olan Wolfowitz adlı siyonist şahıs aynı zamanda ABD'de büyükelçilik yapmıştı.
Yahudi kökenlidir. Kaynak: The Guardian
Ofra Bengio
Bu kadın üzerinde biraz durmamız gerekiyor çünkü ne yazık ki bizim ülkemize zarar vermiş ve hâlâ da vermeye devam eden bir etki ajanıdır. Sağır sultanın bile bildiği bir gerçek var, İsrail ve ABD kendi çıkarları için bu coğrafyada bir sözde 'Kürdistan' devleti talep ediyorlar. Bunun için de her alanda aralıksız çalışmalar yapıyorlar. İşte, bu çalışmalarda büyük bir emeği olan bu siyonist, terör örgütleri için bir ulus kültürü inşa etmeye çalışmakta.
Ofra Bengio, 1952 yılında Suriye'nin Halep kentinde Yahudi bir ailede doğdu. Ailesi, 1947'deki baskıların ardından Suriye'den ayrılarak Türkiye üzerinden İsrail'e göç etti. Türkiye bu süreçte sadece bir geçiş güzergâhı olarak kullanılmıştı. Bu bilgileri kendisi aktarmaktadır. Yahudi kökenlidir. Kaynak: dayan.org
Birçok terör sayfasında Ofra Bengio'ya sayısız övgüler dizilmektedir.
En üstteki terör sayfasından tutun WINEP'in kendi sayfalarına kadar birçok yerde yazıları yayımlanan bu kadın bir bölgemizde bölücü faaliyetler yürütmektedir. Bunlar kendi yayımları ile tescillidir. Bölgedeki etnik unsurları dolaylı yollardan isyana kışkırtmaktadır.
Ofra Bengio’nun kitabı
Ümit Özdağ bu kadın için “Saygıdeğer Profesör” olarak bahsediyor.
Videonun tamamını buradan bulmak mümkün. Videoda Ümit Özdağ’ın bir canlı yayında İsrailli bir yetkiliye “haddini bildirdiği” ifade edilmekte. Canlı yayında Özdağ’a cevap veremeyen İsrailli şahıs yayını terk etmek istiyor. Bu videoyu bahane ederek bazı insanlar ne yazık ki tüm argümanların çürüdüğü algısına kapılıyorlar.
Video başlığında iddia edildiği gibi Ümit Özdağ, İsrail Başbakanı’na haddini bildiriyor olsa onlarla aynı dergide yazılar yazıp, siyonist mecraların ve şahısların hazırladığı kitapları kendisi mi yayınlar? İsrail’in Cumhurbaşkanı ile aynı dergide yazıp, “İsrail yeterince şiddet uygulamıyor” diyen BESA’nın yöneticilerinin kitaplarını yayınlayıp nasıl İsrail’e haddini bildireceksiniz, bu gerçekçi değil. Tel Aviv’de toplantılara katılacaksınız, Washington’da Kürt enstitülerine katılacaksınız, JINSA sizi Ankara’da ziyaret edecek, ondan sonra televizyonda bir İsrailliye iki kelam edince arınacaksınız. Bu hiç akla mantığa uygun değil.
BOP Eşbaşkanı Erdoğan’ın aldığı üstün cesaret ödülüne ve Irak’ta Libya’da İsrail’in lehine politikalar izlemesine rağmen “Ama İsrail’e şunu dedi.” deyip savunanlar gibi savunmaya devam mı edeceksiniz?
Avrasya Dosyası yazarlarını irdelemeye devam edelim...
Barry Rubin, az önce 28 Şubat 1997'de Türkiye’nin tam bağımsız olması gereken içişlerine çeşitli müdahalelerini gördüğümüz WINEP’in kıdemli araştırmacısı ve aynı zamanda GLORIA adlı başka bir lobinin mimarı.
GLORIA adlı oluşum da yine Orta Doğu’da Kürt meselesini kaşımakta ve bölge ülkelerin içişlerine dair yönlendirmeler yapmaktadır.
Barry Rubin WINEP Araştırmacısı. Kaynak: Washington Institute
Mesela sağdaki görselde bölücü örgütlerin “Kobani”de “galip” oldukları ilan edilip övgüler dizilmekte. Bu övgüleri dizen Gloria’da en yetkili isimlerden birisi yine Barry Rubin.
Ayrıca kendisi de Yahudi kökenlidir. Kaynak: Middle East Forum
Yeri gelmişken belirtelim, burada insanların kökeni sebebiyle hedef göstermiyoruz. Ancak kökenlerinin hep aynı yere dayanması dosyanın içeriği açısından önem arz etmektedir. Dolayısıyla kökenlerin belirtilmesi bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Az önce gördüğümüz siyonist BESA Center adlı lobi, Barry’in ölümünden sonra kendisi hakkında mesajlar yayınlamıştı.
VE ÜMİT ÖZDAĞ
Ümit Özdağ sadece bu şahıslarla pozlar vermekle kalmıyor aynı zamanda bizzat İsrail’e de gidiyor. Orada briefing’ler veriyor. Özdağ savunmasında bu briefinglerin kamuya açık olduğunu ifade etti ancak bu bilgi de doğru değil. Sırayla gidelim.
BESA Center önceki sayfalarda da geçtiği gibi Siyonist Yahudilere ait başka bir lobi. Zaten yayınlarını incelerseniz tekrar tekrar kendiniz de görebilirsiniz. Kurucusu olan Thomas Hecht adlı şahıs 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’dan Kanada’ya kaçmış olan Yahudi bir ailenin çocuğu.
Az önce Avrasya Bir Vakfı’na ait olduğunu anlattığımız Avrasya Dosyası adlı dergi daha sonra 1999'da yine Avrasya Bir Vakfı’nın desteği ile kurulmuş olan ASAM adlı kuruluşa devrediliyor. Yani bu dergiler artık ASAM’ın çatısı altında hazırlanıyor.
ASAM'ın kurucusu Ümit Özdağ'dır.
BESA Center adlı siyonist lobi ve ASAM paralel çalışan iki oluşumdur. Bu BESA’nın kendi internet sayfasında da alenen yazmaktadır. Ümit Özdağ İsrail’de önemli toplantılara katılmıştır.
BESA Center’da 2000 yılının Kasım ayında “Orta Doğu’nun Askeri Gücünü Değerlendirmek” başlığıyla bir toplantı yapılmıştır. Yukarıdaki bağlantı ve ekran görüntüsü BESA Center’ın kendi sayfasından alınmıştır. Bu toplantıda, çeşitli ülkelerden kendi alanlarında bilgi birikimi olan kişiler toplantıda konuşmalar ve sunumlar yapmıştır. Her birinin adı ve alanı metinde belirtilmiştir. Şimdi bu uzmanlara sırasıyla kısaca göz atalım.


BESA Center’da faaliyet yürütmekte. Shalem College adlı okulda personeldir. WINEP’ten atıfları mevcut. Yahudi kökenlidir. “Hillel” zaten geleneksel bir Yahudi ismidir.


Tel Aviv Üni. Rektör Yrd. Moshe Dayan adlı başka bir “araştırma merkezinde” görev almakta aynı zamanda BESA, JINSA ve WINEP gibi birçok siyonist lobide yazarlık yapmıştır ve atıfta bulunulmuştur.
Yahudi kökenlidir. Kaynak: encyclopedia.com


BESA Center’da birçok kez alıntılanmış ve BESA Center’ın YouTube kanalında da konuşmaları mevcuttur. Yahudi kökenlidir. Kaynak: İbranice Vikipedi


Amatzia Baram, Hayfa Üniversitesi (İsrail) Emekli Profesörü. Doktorasını 1986’da Kudüs’te aldı. JINSA'nın 2013'teki bir programında da konuşmacı olarak yer almıştı. Başka daha birçok bağlantısı var, detaylar araştırılabilir. Yahudi kökenlidir. Kaynak: GIS Reports
Azılı bir Saddam Hüseyin düşmanıydı. Mesela bu sol taraftaki görselde 1998 yılına ait bir makale görüyorsunuz. Saddam’a sert ithamlar var.


WINEP Askerî ve Güvenlik Çalışmaları Programı Direktörü. Şahsın BESA’da da yayınları söz konusu. Amerika Birleşik Devletleri Holokost Anıt Müzesi bağışçısı.


Tel Aviv Üniversitesi’nde profesör. BESA Center’ın sitesinde biyografisi yer almaktadır burada da aynı bilgiler mevcut. BESA Center’da yazıları yayımlanmaktadır. Yahudi kökenlidir. Kaynak: Moshe Dayan Center
BESA araştırmacısı ve İsrail’deki Bar-Ilan Üniversitesi’nde profesörlük yapmaktadır. Yahudi kökenlidir.
Kaynak: Bar-Ilan Üniversitesi
Bu şahısların katıldığı bahsi geçen bu toplantıda İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Efraim Sneh, Tümgeneral Amos Gilboa, Tümgeneral Yaacov Amidror ve emekli Tuğgeneral Dov Shefi yer aldı.
Türkiye uzmanı olarak da bu toplantıda Özdağ vardı. BESA Center’ın kendi sayfasında tüm bu bilgiler mevcut. Kendiniz de tek tek kontrol edebilirsiniz.
Türkçesi: “Ankara’daki Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden (ASAM) Ümit Özdağ, dikkat çekici sunumunda Türk ordusunun PKK isyanına karşı kullandığı taktikleri ayrıntılı şekilde anlattı. Özdağ, “Türk ordusu gerilla savaşına uyum sağlamayı öğrendi; dağlarda taarruz helikopterleri ve özel karşı-ayaklanma timleri kullandı. Yeterince yaratıcılık ve esneklikle, modern bir ordu düşük yoğunluklu bir çatışmayla mücadele edebilir,” dedi.”
Bu meselenin bazı detayları kendisine sorulduğu zaman aşağıda görmüş olduğunuz paylaşım ile yanıt vermişti.
Ümit Özdağ bu toplantıların kamuya açık olarak yapıldığını söylüyor. Ancak verdiği bilgiler ne yazık ki doğru değil. Bunların sadece düşünce kuruluşu olmadığını zaten gördük. Aynı zamanda kamuya açık olarak yapılmadığını da biliyoruz.
WINEP, AIPAC, JINSA ya da BESA Center gibi oluşumlar bu tarz toplantıları kamuya açık bir şekilde yapmazlar. Örneğin yukarıda paylaşılan WINEP’in sitesinden ekran görüntüsünde bazı seminerler hakkında bilgi verilmekte ve bu seminerlerin “off the record” yani kamuya kapalı olduğu bilgisi yer almakta.
Nitekim İsrail Savunma Bakan Yardımcısı’nın, İsrailli iki tümgeneral ve bir emekli tuğgeneralin ve tüm bu siyonist şahısların olduğu bu toplantıların kamuya açık olma ihtimali sıfır.
Açık olsa bile orada “Türk ordusunun PKK isyanına karşı kullandığı taktikleri” ayrıntılı bir biçimde anlatmış olduğu gerçeği söz konusu.
Özellikle bu fotoğraf her şeyi özetler niteliktedir. Çevik Bir’e ödül veren Siyonist lobi JINSA’nın direktörü ve çeşitli diğer Siyonist teröristler 2001 yılında Ümit Özdağ’ı ziyarete geliyorlar.
EFRAİM İNBAR VE ÜMİT ÖZDAĞ
Önceki sayfalarda adı geçen BESA Center’ın kurucu direktörü olan Efraim Inbar ve Ümit Özdağ’ın bağlantısı yakın tarihe kadar devam etmiş durumda. Ki zaten bir önceki sayfada JINSA-Özdağ buluşmasında da fotoğrafta yer alıyor. Efraim İnbar, “21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü” adlı oluşumu, yani Özdağ’ın kurucusu olduğu bu oluşumu tekrar 2014 yılında da ziyaret etmiş bulunuyor. Bu bilgi yine 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün resmi sitesinden duyurulmuştur.
BESA’nın kurucu direktörü Efraim İnbar’ın bu ziyaret esnasında yaptığı açıklamalar da ayrıca incelenmelidir. Efraim İnbar, yaptığı değerlendirmelerde “Arapların, İsraillilerden daha fazla Filistinli öldürdüklerini”, “Filistinlilerin devlet kurma şanslarını kaybettiklerini” ifade ediyor.
Ümit Özdağ’ın da halihazırda sürmekte olan Filistin soykırımına olan tutumu ortadadır. Özdağ’ın tüm açıklamaları Filistin’in yalnızlaştırılmasına yöneliktir. Evet, Filistin biz Türklere karşı affı mümkün olmayan ihanetlere imza attı, hâlâ bizim aleyhimize adımlar atmaya devam ediyor. Ancak İsrail, Türkiye’nin hasım devletidir. Dış politikada kurallar gerçekliklere dayanır.
Belki dış politika konusunda görüş ayrılıkları sebebiyle mutabık olmak mümkün olmayacaktır ancak burada niyeti ortaya koyan asıl mesele, Filistin davasının insanlık davası olmadığını da ifade etmesidir. İdeolojiniz ya da tarihe bakışınız ne olursa olsun, Filistin’de de Doğu Türkistan’da da bugün insanlık dramı yaşanıyor. Önceki sayfalarda ortaya konulan belgeler olmasaydı, Özdağ’ın bu tutumunu bir hata olarak niteleyebilirdik. Ancak İsrail ile bu kadar sıkı bağlantılarının olması elbette her düşünürü şüphelendirmelidir.
Efraim Inbar’ın Türkiye-İsrail İlişkilerine Bakışı
Türkçesi: İsrail aynı zamanda Mısır, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Türkiye’yi “çevrelemeye” çalışan bölgesel hattı güçlendirmelidir. Bu çaba, Doğu Akdeniz’de diplomatik ve askerî varlık gösteren Fransa’nın adımlarıyla eşgüdüm içinde yürütülebilir. Avrupa’da Türkiye’nin sorunlu politikalarına dair farkındalığın artırılması da önemlidir. Osmanlı geçmişini yaşamış Balkan ülkeleri de bu çerçevede doğal ortaklar olarak görülmektedir.
Türkiye’yi çevreleme politikasını savunan, alenen siyonist olduğu belgeli olan bu insan müsveddesi ile siz dost olur muydunuz? Biz olmazdık, bizim İsrail’e olan bakış açımız son derece nettir ve zulüm devleti İsrail’e olan bakışımızı okuduğunuz belge ile tekrar ortaya koymuş bulunuyoruz.
4. Bölüm | Sonuç ve Değerlendirme
Önceki sayfalarda sıralanan tüm bu sebeplerden dolayı Zafer Partisi’ne karşı yaklaşımımız doğal olarak olumsuzdur. Bu raporu okuyan vatandaşlarımızın önemli bir kısmı Zafer Partisi’ni sığınılacak son kale olarak görmekte. Biz ise uzun bir süredir aslında hiçbir kale olmadığını, kaleyi Türk gençliği olarak bizzat bizim inşa etmemiz gerektiğini belirtiyoruz. Uzun süredir siyasetin içerisinde olup temiz kalabilen bir grup ya da kişi bulmanın olanaksız olduğunu her defasında belgeler ve kanıtlarla kanıtlamaya devam edeceğiz.
Ne yazık ki Türk gençliği siyasilerin peşinden koştuğu kadar atalarının ve ideallerinin peşinde koşmamıştır. Bizim peşinden koşmamız gereken şey partiler ya da siyasiler değildir. Nitekim atalarımız, bu sayede atalarımız olmuştur.