Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Mustafa Kemal ATATÜRK
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 261-62)
Giriş
Yukarıda
paylaştığımız Mustafa Kemal Atatürk'ün sözü üzerine bugüne kadar pek düşünülmüş değil. Bir devletin temeli nasıl kültür olabilir? Bu konu üzerine düşünmemiz ve tartışmamız gerekmekte. Kültür neden büyük bir öneme sahip? "Bizim milletimiz bu, kültürümüz de bizim milletimizi temsil ediyor, o yüzden." gibi yüzeysel bir cevabı olmamalı bu sorunun.
Çünkü kültür vatandaşları bir arada tutan en önemli ve en sağlam mayadır. Bu mayanın bozulması zaman içerisinde cumhuriyetin ve devletin de bozulmasına sebep olacaktır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir.
Toplumlar yapıları itibariyle kabaca üç sınıfa ayrılabilir.
A) Irk/Aşiret toplumları
Aşiret toplumunun üyeleri arasında bir kan bağı bulunur. Diğer toplum türlerine göre daha vahşi ve ilkellerdir. Kan ve aile üzerine kurulu bir dünya görüşü hakimdir. Kan davaları gibi çağ dışı ve ilkel sistemleri ile bilinirler. Hala bazı aşiretler bu gerici düşünceleri yaşatmaktadır.
B) Dini toplumlar
Kan bağı yerine inanç ya da din birliği olan toplumlardır. Bu toplumlar inançlarına ve dinlerine göre bir dünya görüşüne sahiptir. Bu toplumlar elbette aşiret toplumlarından daha insancıl toplumlardır. Ancak temelleri inanç olması sebebiyle bu tarz toplumlarda istikrar görülmez. Gerek Orta Çağ Avrupası'nda gerek Orta Doğu'da istikrarsızlıklar devamlı görülmüştür halen de görülmektedir.
C) Milletler
Millet/ulus kavramı diğer kavramlara göre yeni ve çağdaş bir kavramdır. Milletlerde kültür birliği esastır. Bireyler aynı dili konuşur, benzer düşünür hatta benzer hissederler. Irk/aşiret toplumlarında olduğu gibi kanlarının aynı olması ya da inançlarının aynı olması şartı aranmaz. Bu birliktelik vatandaşlık/yurttaşlık gibi kavramları doğurur.
O halde şunu diyebiliriz, madem milletin fertlerini bir arada tutan şey kültür, cumhuriyetin de temeli kültürdür. Bu bağlamda Atatürk'ün neden "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür" dediği daha anlaşılır hale gelmektedir. Nitekim daha önceki yayınlarımızda da bahsettiğimiz gibi kültür geliştirilebilir bir unsurken inanç ve ırkî değerler değiştirilemez dolayısıyla da geliştirilemez. Mesela İslamiyet'in bazı kavramlarını belli bir kesim istiyor diye değişmek dinen de mantıken de uygun değildir, aynı şey aşiret/ırkî toplumlar için de geçerlidir. Kan bağı bozulduğu takdirde aşiret olmanın bir önemi kalmayacaktır.
Durum milletlerde yani uluslarda böyle değildir. Bir milletin kültürü(gelenekleri, dili vb. değerler) zaman içerisinde gelişebilir ve yayılabilir. Bu değerler yurttaşlar arasında bir maya gibi yayıldıkça cumhuriyet de daha sağlam bir hale gelir. Çünkü milletin düşüncesi de söylemi de bir hale gelmeye başlar. Tuğlaların bir araya gelip duvar oluşturması gibi bir araya gelen millet hem dış tehlikelere hem iç tehlikelere karşı daha güçlü ve dayanıklı olur.
Bu durum Amerika Birleşik Devletleri gibi haydut devlet olarak tanımlanabilecek devletlerin de dikkatinden kaçmamıştır. Amerikan askerlerinin postallarının bastığı topraklara ufak bir göz atmamızla bu gerçek ortaya çıkacaktır. Çünkü bir bütün olarak birleşmiş bir millet yalnızca kendi yarınını düşünür. Kendi yarınını düşünen ve çalışan milletin mayasını bozmadıkça bir millet kolayca parçalanamaz, işgal olunamaz. ABD'nin Irak'taki yapıyı bozup kendi çıkarı için bölücülük yapması hakkında hazırlanmış gönderiyi görmek için buraya tıklayınız.
Kültürel Gelişimin Önemi
Burada kültürden kastımızı biraz da olsa izah etmemiz gerekiyor. Nitekim kültür kavramından neredeyse herkes aynı şeyi anlasa da izah etmesi kolay olmuyor. Burada kültürden kastımız o toplumun konuştuğu dilden giyimine, giyiminden dinlediğine, dinlediğinden çizdiğine yazdığına kadar her şeyi kapsamakta.
Aynı ya da benzer kültüre sahip olmak yalnızca parçalanmamayı sağlayabilir, ilerlemeyi değil. İlerlemek için kültürel anlamda da gelişim devam etmelidir.
"Milletimizin dehasının gelişmesi ve bu sayede lâyık olduğu uygarlık düzeyine ulaşması, şüphesiz ki yüksek meslekler sahiplerini yetiştirmekle ve millî kültürümüzü yükseltmekle mümkündür."
Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk’ün Söylev ve Demeçler I, s. 224
Bir milletin kültürünün gelişmesinin sayısız getirisi vardır. Akla ilk gelen bazı örnekleri hızlıca sayacak olursak
Uluslararası İtibarı/Bilinirliği Arttırmak: Bir milletin kültürünün zorlamayla değil de gerçekten kendine özgü yanlarıyla üzerinde çalışılıp belli bir standarta getirilmesinden sonra uluslararası kamuoyuna yayılması, o milletin yurtdışındaki saygınlığını ve bilinirliğini arttıracaktır. Aynı zamanda soft power dediğimiz yumuşak güç olarak da kullanılabilir. Bu konuda bazı örnekler verirsek kast ettiğimiz durum daha da netleşecektir.
SSCB Örneği: Ruslar özellikle SSCB döneminden itibaren kendi kültürlerini yoğun bir şekilde uluslararası kamuoyuna taşıyabilmiştir. SSCB sonrası Rusya da aynı şekilde günümüzde hala kültürünü öyle ya da böyle yaymaktadır. Örneğin aşağıdaki şarkıyı sosyal medyada gezinirken duymuş olma ihtimaliniz çok yüksek.
Molchat Doma – Sudno
Çıkış: 2018
Bu tarz şarkılar Rusya dışında da rabet görmekte. Bu tarz şarkıların oynatma listelerinin yorumlarına bakacak olursak Rus kültürünün farklı ülkelerdeki insanları etkilediğini rahatlıkla görebiliriz.
Yukarıdaki şarkıya yapılmış bazı sosyal medya yorumları
Ruslar hem bu tarz şarkılarla hem de Sovyet mimarisi ve kültürüyle günümüzde hala kendi etkilerini uluslararası kamuoyuna aktarıyor. Bu tarz içerikler artık Rus olmayan insanlar tarafından da derlenip paylaşılıyor.
Benzer tarzda içeriklerin derlenip paylaşılması
Sosyalizm ve komünizm gibi ideolojilerin destekçilerinin birçoğu, özellikle genç yaşta olanlar ideolojinin kendisinden dolayı değil kültüründen dolayı sosyalist yahut komünist. Özellikle Rus askeri marşları ve ideolojinin sembolleri insanları etkisi altına almakta. Bunun dışında ideolojisini okumuşlar elbette istisnadır.
Kuzey Kore Örneği: Kuzey Kore bu konuda özellikle daha çalışkan ve iddialı. Nitekim parti-devleti olan Kuzey Kore’nin, yönetici partisi Kore İşçi Partisi’nin sembolünde de bu durumu görebiliriz.
Kore İşçi Partisi'nin simgesi.
Parti simgesinde alışılagelmiş orak ve çekicin dışında bir de ek olarak fırça bulunmaktadır. Bu fırça resmî anlatıya göre kültürel gelişimi ve aydınları temsil etmekte. Kore, bu ideolojisini yalnızca simgelerde ya da teorilerde değil, pratikte de uygulamaya çalışmaktadır. Özellikle düzenledikleri askerî geçit törenleri, bu durumu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Kuzey Kore Askerî Geçit Töreni
Pyongyang, 2023
Bu askeri geçitin YouTube yorumlarına bakacak olursak etkisini bir nebze de olsa anlayabiliriz.
Alakalı videoya gelen bazı yorumlar
Askeri geçitlerin yanı sıra mimariden şarkılarına kadar bu kültür çalışmaları her alanda görülebilmektedir. Çok fazla örnek sıralamak istemediğimiz için bir metro istasyonunu örnek gösterip ikinci bölüme geçelim.
Kuzey Kore'de bir metro istasyonu
Daha fazla ve detaylı örnekler sıralanabilir ancak konuyu saptırmamak için bu kadarla yetinelim. Kültürel çalışmaların başka diğer faydalarına da değinelim, çünkü bu çalışmalar yalnızca uluslarası bilinirliği ve saygınlığı arttırmaz aynı zamanda milli bilinci de diri tutar. Milli bilinci solan toplumlar yozlaşmaya yatkın olur. Bugün ne yazık ki toplumumuzda yoğun bir yozlaşma söz konusu. Bu yozlaşmanın elbette ekonomik sebeplerden siyasi sebeplere kadar birçok sebebi var ancak milli bir bilincin ve birliğin olmaması da etkenlerin arasında sayılmalıdır. Bir milletin kanla başla savaşarak kurduğu bir mecliste, başka bir dilde bölücü sloglanlar normalmiş gibi atılabiliyorsa, o milletin milli bilincinin büyük yaralar aldığını söylemek yanlış olmaz.
Ak Parti hükumeti öncesinde çoşkuyla kutlanan milli bayramlarımız artık ne yazık ki doğru düzgün kutlanmıyor. Yaşı müsait olanlar çok rahatlıkla hatırlayacaktır, TRT'de yayımlanan gösterileri izlemek bile büyük bir coşku kaynağıydı. Alçak uçuş yapan jetler bütün şehri gururla titretirdi. Çeyrek asırlık Ak Parti hükumeti bu milli bayramlarımızı ve birliğimizi açıkça zehirlemiştir. Bu zehrin panzehri ise onların bastırdıklarını ve sindirdiklerini yeniden daha da güçlü olacak şeklinde canlandırmak, toplumda çeşitli vesileler ile yaymak ve bu konuda ısrarlı olmaktır. Değerlerimiz birkaç günde bu hale getirilmediğine göre birkaç günde de düzeltilemez. O halde bu konudaki ısrarımız yılmaz olmalıdır. Anlık bir enerjiyle ya da yükselmeyle değil planlı ve programlı bir şekilde çalışmalar yapmak gerekmektedir.
Hava Harp Okulu Öğrencilerinin Yürüyüşü
29 Ekim, 2017
2017 yılında kaydedilen bu video için Milli Savunma Bakanlığı'ndan 'resmi yürüyüş değildi' anlamında açıklamalar geldi ama bu tarz örnekleri artık çok sık görmeye başladık. Ordu bir devletin eli koludur, dolayısıyla orduya verilen zarar devletin ellerine kollarına verilmiş sayılmalıdır. Orduya olan sevdayı 'faşizm' ya da 'vesayetçi' şeklinde yorumlamak siyasi bir körlüktür. Türkiye Cumhuriyeti'ne gelecek fiziksel saldırıyı ilk önleyecek olan yegane kurum ordusudur. Size vesayet yalanlarını anlatanlar her kimse onları ülkenizi savunurken göremeyeceksiniz. Onların çocukları hatta torunları başka ülkelerin eğitim kurumlarında okumuş, vatandaşlık almış aldatıcılardır, aldanmayın.
Kült, Kültür, Medeniyet
Kült, kültür ve medeniyet kavramları başka alanlarda farklı şekilde tanımlanmış olabilir. Hala bu konuda güncel tartışmalar akademik alanlarda devam etmektedir. Ancak bizler kendi fikrimize sahibiz. Her zaman olduğu gibi gereksiz akademik terimler kullanmadan net bir şekilde aktaracağız.
A) Kült
Kültürü oluşturan temel unsurdur. Kültlerin bir araya gelmesi kültürü yaratır. "Kült yaratmak", kavramını daha önce duymuş olmanız muhtemel, kült kelimesini bu bağlamda düşünürseniz daha net anlaşılacaktır. Örneğin Erdoğan'ın "prime dönemi" olarak adlandırılan bir dönemin videoları 'edit' dediğimiz tarzda yapılıp paylaşılıyor. Görünce hemen hatırlayacaksınız.
Erdoğan için yapılmış bir video
Bu video bir külttür. Kült dediğimiz kavramın çok büyük ya da çok fazla bilinir bir şey olması gerekmez. Kendine özgü olması yeterlidir. Bu video da gerek etkisi gerek kendine özgülüğü sebebiyle bir külttür. Erdoğan'ın bu video gibi birçok diğer kültü vardır. İyi ya da kötü olması da gerekmez, bir şekilde bunlar topluma pazarlanabildiği için kült sayılmalıdır. Mesela bu yukarıdaki video dışında modası geçmiş olsa da dombra seçim müzikleri, 'One Minute' çıkışması(ki sonra geri adım atıyor), hitabetinin güçlü olması sebebiyle beğenilen bazı konuşmaları, kendisinin dokunulmaz olduğu hissini yaratması(büyük israflar, saray vb.) birer külttür. Bugün Ak Parti seçmeninin birçoğu bu kült yüzünden Ak Parti'ye oy vermektedir. Nitekim muhalif adaylarda bu tarz külte sahip olan bir aday bulunmaması ve güven verememeleri sebebiyle Erdoğan'a kızsalar da günün sonunda yine Erdoğan'a oy verirler. Dönüp baktığımız zaman bunu anlamlandıramayabiliriz, ancak temel sebebi budur. Erdoğan öyle ya da böyle yaratmış olduğu ya da başkalarının Erdoğan için yaratmış olduğu kültler sayesinde bir "Ak Parti Kültürü" oluşmuştur.
Az önce de dediğimiz gibi, bu kültür günümüzde Erdoğan'a hala oy çıkartan en büyük etkendir. Bu kült örneği elbette ufak boyutta bir örnektir. Daha büyüklerini aslında az önce verdik. Örneğin Rusların yapmış olduğu karamsar ve depresif müzikler, Rus kültürününü oluşturan kültlerden bir tanesidir.
B) Kültür
Tanımlamasını yaptığımız kültler bir araya geldiği zaman kültürü oluşturur. Kültürü oluşturan kültlerin birbirlerine benzemesi de gerekmemektedir. Aynı örnek üzerinden devam edecek olursak Rusların yaptığı karamsar müzikler esasında Rus kültürüne uygun olmayabilir ancak öyle ya da böyle bu kavram Rusların ortaya koyduğu bir kavram olduğu için Rus kültür kümesinin bir öğesidir. Bu kültten etkilenen rus olmayan bir kişi dönüp de "ben Rus kültürünü biliyorum, buradaki enstürmanlar aslında Rus kültüründe yoktur." dememekte, onu Rus kültürünün parçası olarak görüp Rus kültürünün etkisi altına girmektedir. Etkisi altına girmekten kastımız elbette kendini Rus hissedip bir anda Rusça konuşması değil.
Hruşçovka tarzında bir apartman.
Örneğin kişinin yaratılan kültler sayesinde bu tarz apartmanlara karşı bir beğeni oluşturması ve bu tarz şarkılarla bu binaları özdeştirmesi o kişinin Rusya'ya ve Ruslara karşı olan sempatisini arttırabilir. Bu binaların yapılma tipi diyelim ki aslında Asya'da başka bir ülkeden alınmış, ya da yaratılan şarkı türleri aslında ilk defa ABD'de yaratılmış diyelim. Artık bunun bir önemi yoktur. Artık Rus kültürü olmuştur. Anlaşılırlığı bozmamak adına yine Rus kültüründen örnek verelim. Biz Rus kültüründen örnek veriyoruz ancak bu tüm kültürler için geçerlidir, Rus kültürü örneğini seçmemizdeki etkenlerden birisi, kültürü oluşturan kültlerin birbirlerine her zaman benzemiyor oluşudur. Örneğin o karamsar tarzda yapılan şarkılar kültlerin bir tanesiyken marşları da aynı şekilde kültlerinden bir tanesidir. Özellikle Sovyet dönemi marşları son derece ihtişamlı ve kendine özgüydü. Bugün hala bilgisayar oyunlarına ve filmlere konu yapılan SSCB, bunu belki de en çok marşlarına borçludur.
Kültürün bir ucunda SSCB'nin ihtişamlı olduğu propagandası yapılırken, kültürün başka bir ucundaysa, Hruşçovka tarzı apartmanlarda depresif bir yaşamın anlamlandırılmasının propagandasıs vardır. Bu ikisi birbirleri ile tamamıyla zıt da olsa günün sonunda Rus kültürünü yaymaktadır. Dolayısıyla kültürü oluşturan kültlerin birbirlerine benzemesi gerekmemektedir. Erdoğan kültlerini düşünelim, Erdoğan'la alakalı yapılmış olan kısa videoyu hatırlayın. Orada henüz bin odalı sarayda yaşamayan bir Erdoğan kullanılıyor. Kültlerin başkasında ise Erdoğan'ın 'padişahlaştırılması' var. Bu ikisi çelişse de günün sonunda Ak Parti ya da Erdoğan kültürüne hizmet ediyor. Kültürü geniş bir küme olarak görecek olursak, kültürü oluşturan kültlerin her zaman birbirine benzemediğini rahatlıkla tespit edebiliriz.
C) MedeniyetKültürler gelişip yerelden genele doğru büyüdükçe medeniyetleşir. Örneğin Türk enstürmanı olan sazı düşünelim. Saz ne yazık ki dünya genelinde yaygın olarak kullanılan bir enstürman değildir daha ziyade Türk toplumlarında yani yerelde sıkışıp kalmıştır. Bunun sebepleri elbette tartışılır ama eğer saz yerelden genele yani tüm dünyaya yayılmış olsaydı o zaman artık medeniyetin bir parçası olurdu. Örneğin piyano, keman gibi enstürmanlar doğudan batıya tüm dünyada kullanılmakta. Dolayısıyla bu enstürmanlar artık insanlık medeniyetinin birer parçası haline gelmiş sayılmalıdır. Medeniyete mâl olmuş bu enstürmanların aslında A milletine ya da B milletine ait olması da önemli değildir, C milleti bile bu enstürmanları kullanarak kendi kültürüne katkıda bulunabilir. Mesela Rus askeri marşlarının Rus kültürünün önemli bir parçası olduğunu söylemiştik. Yine bu marşlar üzerinden örnek verebiliriz.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Milli Marşı
SSCB Resmi Marşı
Bu marşta gördüğünüz gibi kullanılan enstürmanların hiçbiri Rus kültürüne ait değil. Kullanılan enstürmanlar medeniyete mâl olmuş olan enstürmanlardır ve bunların menşei de önemli değildir. Sonuç olarak bu marş bir Rus marşıdır. Dolayısıyla kültür çalışmalarında üretilen içeriklerin illa ki tamamen Türk geleneklerinden oluşması gerekmemektedir. Medeniyete mâl olmuş öğeler kültürde kullanılabilir, hatta kullanılmalıdır. Çünkü her şey bize ait olacak diye üretilen içerikler doğal olarak kaliteli olmayabilir. Bu bizim kültürümüzün yani Türk geleneklerinin değersiz ya da potansiyeli olmayan bir kültür olduğu anlamına gelmez. Ruslar milli marşlarını dinlediğiniz enstürmanlar yerine balalayka gibi enstürmanlarla yapsalardı bu marşı örnek olarak gösteremezdik, çünkü o kalitede olmazdı. O halde kültür çalışmalarında tutucu ve muhafazakar olmaak doğru olmaz. Önemli olan gerçekten özgün ve kaliteli işler yapmaktır, bu yapıldığı takdirde kültürümüz yerelden genele doğru ilerleyip medeniyetleşebilir.
Türk Kültürü İçin Örnekler
Özsoy Operası
1934, Adnan Saygun
Özsoy Operası, 1934’te İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyareti için Mustafa Kemal Atatürk’ün doğrudan isteği ve yönlendirmesiyle bestelenmiştir. Atatürk, bu eserle Türk-İran dostluğunu simgeleyen, evrensel müzik anlayışı içinde Türk ruhunu yansıtan bir opera yaratılmasını istemiş; besteyi Ahmet Adnan Saygun’a, librettosunu ise Münir Hayri Egeli’ye yazdırmıştır. Atatürk'ün de yaptığı çalışmaların aslında söylediğimiz doğrultuda olduğunu bu örnekten görebilirsiniz. Opera dediğimiz tür normalde 'Batı kültürü' olarak tanımlansa da artık bu tür medeniyetleşmiştir. Dolayısıyla bu çalışma batı tarzı bir çalışma değildir, bu çalışma "Türklerin de bir operası olsun" çalışmasıdır. Bu aradaki ince çizgiyi anlamak çok büyük önem arz ediyor.
Ancak bu demek değildir ki tüm her şeyi uyarlayacağız ya da elimizdekileri terk edeceğiz. Aksine, elimizdekileri bir yandan da geliştireceğiz.
"Elimizdekiler iyi değil, başkalarınınkini kullanalım."
"Elimizdekileri geliştirelim, yenilerini üretelim. Medeniyetten de ilham alalım."
Türk geleneğine ait unsurları günümüze uyarlarken kaliteyi bozmamak çok büyük önem taşıyor. Sırf bizim geleneğimizden diye bir şeyleri zorlayarak yaparsak o halde üretilen kültür medeniyetleşemeyeceği gibi kendi ülkemizde bile ikinci planda kalır. Ki bugün aslında bunu yaşamaktayız. Başka ülkenin kültürleri kendi ülkemizde yoğun bir şekilde yer buluyorsa bunun sorumlusu kültürümüzü tercih etmeyen insanlar değil, kültürümüzle alakalı çalışmaları layıkıyla desteklemeyen politikalardır. Fikir vermesi açısından bazı örnekler vermek yerinde olacaktır. Aşağıda iki adet marş var, bu marşlar aslında aynı marşlar ancak ikisinin icra ediliş tarzları farklı. İlkinde normal bir marş icrası varken ikincisinde "1923 Philharmonic Orchestra" adlı YouTube kanalının çalışması yer almakta.
Cenk Sanatımız Marşı
Besteci Ozan Ünsal
Cenk Sanatımız Marşı
@1923PhilharmonicOrchestra
Görebileceğiniz üzere ikinci marşta Orta Asya Türk kültürünün bir parçası olan gırlak müziği marşa entegre edilmiş ve farklı bir şekilde icra edilmiş. Bu elbette yalnızca bir örnek, gönül ister ki onlarcasını listeleyelim ancak Türkiye'de bu konuda yapılan çalışmaların sayısı çok az. Ama bu örnek en azından neyi kast ettiğimizi daha net ortaya koymuş olmalıdır. Bizim kast ettiğimiz kültürel gelişim yabancıların yaptıklarını taklit etmek değil, kendi yaptıklarımızı onlarla yarışır hale getirmektir. Bu da elbette büyük çabalar isteyen bir iştir.
Bu konuda bizler de sadece teoride kalmak istemediğimiz için kendimizce bazı çalışmalar yapmaya başlamıştık. Bunların bazılarını Süngü Dergisi'nin 5. sayısında biraz da olsa aktarmaya çalıştık. Çalışmalarımız imkanlarımızın kısıtlı olması sebebiyle elbette çok iddialı değil, ancak imkan yaratamayacak insanlar değiliz. Dolayısıyla bu konuda daha kapsamlı ve daha başarılı çalışmalar yapmayı sürdüreceğiz.
Yağlıboya Anıtkabir Çalışması
Kurucu Önder Atatürk'e Kulak Verelim.
Atatürk'ün 10. Yıl Nutku
Ankara, 1933
Asla şüphem yoktur ki;
Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı
ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki
inkişafi(gelişimi) ile, atinin(geleceğin)
yüksek medeniyet ufkundan, yeni bir
güneş gibi doğacaktır!
Mustafa Kemal Atatürk